Form ve Mekan: Roman Kakoyan

Genel bakış

Sanat, tarih boyunca mekân ve hafıza arasındaki dinamik ilişkiyi araştırmış, mimari yapıları yalnızca fiziksel bir çerçeve değil, aynı zamanda duygusal ve düşünsel bir alan olarak ele almıştır. Roman Kakoyan’ın resimleri, bu geleneğin çağdaş bir yorumu olarak karşımıza çıkar. Onun eserlerinde mekân, tanımlı bir alan olmaktan çıkarak belirsiz, zamansız ve izleyiciye açık bir anlatı platformuna dönüşür. Işığın ve gölgenin dengesiyle resimlerinde atmosfer yaratırken, geniş pencereler, keskin perspektif çizgileri ve yapı elemanları aracılığıyla izleyiciyi mekânın içine çeker. Ancak bu mekânlar yalnızca mimari öğelerin dizildiği sahneler değildir; aksine, zihinsel bir boşluk hissiyle doludur. Figürsüz kompozisyonları, geçmişin izlerini taşıyan ama bir o kadar da tanımlanamaz bir ruh hali yaratır. Kakoyan’ın sanatsal pratiğini anlamak için üç temel özelliği incelemek mümkündür: mekân ve mimari yapıların kavramsal kullanımı, ışık ve gölgenin psikolojik etkisi ve figürsüz anlatının yarattığı atmosfer.

 

Roman Kakoyan’ın resimlerinde mekân, yalnızca fiziksel bir yapı değil, iç ve dış dünyanın kesiştiği bir metafor olarak belirir. Sütunlar, bölme duvarları ve pencereler, gerçekçi bir mimari tasvir yerine, bağımsız anlatılar oluşturan unsurlardır. Özellikle pencereler, içeriyi dış dünyaya bağlayan geçiş noktalarıdır. Ancak bu sınır, izleyiciyi belirsizlikle karşı karşıya bırakarak, dış mekânı soyut bir boşluk gibi hissettirir. Bu yaklaşım, resimlere yalnızlık ve sessizlik hissi kazandırırken, karamsar olmaktan çok düşündürücü bir dinginlik yaratır. Kakoyan’ın mekânları, insanın varlığının hissedildiği ancak fiziksel olarak bulunmadığı alanlara dönüşür. Bu atmosferi daha da derinleştiren en önemli unsurlardan biri, sanatçının ışık ve gölgeyle kurduğu ilişkidir. Sanatçı, ışık ve gölgeyi sadece biçimsel değil, mekânın ruhunu açığa çıkaran metaforlar olarak kullanır. Işık, ancak gölgeyle görünür hale gelir ve mekânın derinliğini belirler. Son dönem eserlerinde ışık daha yumuşak, gölgeler ise mekânın dokusunu vurgulayan bir unsur haline gelir. 

 

Benzer şekilde, Kakoyan’ın figürsüz kompozisyonları da izleyicinin mekânla kurduğu ilişkiyi dönüştürür. Kakoyan’ın resimlerinde insan figürü yer almaz; bu durum, mekânları zamansız ve belirsiz kılar. Figürsüzlük, izleyiciye kendi anlatısını oluşturabileceği bir boşluk sunar. Sanatçı, farklı dönemlerde terk edilmiş fabrika binalarında çalışmış ve bu sessizlik, eserlerine içsel bir yankı olarak yansımıştır. Kakoyan’ın resimleri izleyiciyi yalnız bırakmaz; aksine, mekânla yüzleşmeye ve kendi algısını genişletmeye davet eder.

 

Roman Kakoyan’ın Galeri 77’deki ilk kişisel sergisi, onun sanatsal yolculuğunun yalnızca bir durağı değil, aynı zamanda süregelen keşiflerinin bir yansımasıdır. Sanatçının 2020’den bu yana geçirdiği dönüşüm, anlatıdan arınmış, giderek daha minimal ve soyut bir anlayışa doğru ilerlediğini göstermiştir. Kakoyan’ın resimleri, zamana direnen, içinde boşluk ve sessizlik barındıran ama bir o kadar da düşündüren sahnelerdir. Onun eserleri, tanıdık ama o kadar da soyut bir dünyaya açılan pencereler gibidir. Her biri, izleyicinin kendi anlamlarını inşa etmesine olanak tanıyan, zaman ve mekânın ötesine uzanan sessiz ama derin yankılar bırakır.

Eserler
Sergi Görünümü